MÜNAFIĞIN YARARLARI

 

1- Münafık diri ve canlı olmayı sağlar. Meskeneti kaldırır.


2- Münafık leş kargası gibidir. Müslümanların içinde canlı gibi görünen leşleri temizler.Müslümanların içinden çekip alarak o kirden Müslümanları temizler. Müslüman topluluğu içindeki güçsüz, sadakatsiz, metanetsiz, iradesiz, hasta ruhlu insanları çeker koparır temizler.


3- Müslümanların daha akıllı ve daha detaylı düşünmelerini sağlar.


4- Müslümanların birbirlerine bağlılığını, sadakatini, sevgisini ve birbirlerini koruma hissini güçlendirir ve pekiştirir.


5- Kuran'da geçen Münafık ayetlerinin canlı olarak görülmesi, hayatta yaşanıyor olması, Kuran ile birebir örtüştüğünün görülmesi şaşırtıcı bir mucizedir. Münafıkları canlı olarak görmek, münafıkların eylemlerini görmek, müminlerin imanını arttırır. Heyecanlarını artırır. (Kuran'da belirtildiği gibi eylemler ve konuşmalar yapmaları.)


6- Münafık, Müslümanların güçlendirmeleri gereken yönlerini, Müslümanlara işaret eder. Böylece Müslümanların daha güçlenip derlenip toparlanmalarına, kuvvet bulmalarına vesile olur.


7- Müslümanlara mücadele heyecanı, zafer heyecanı vererek kalplerine hoş bir zevk verir.


8- Münafığın kaderinde her hareketi yenilmiş olarak yaratılır. Münafığın mutlaka yenileceğini bilmek ve mutlaka yenildiğini görmek, bir mucizenin gerçekleşmesi müminlerin yakinini arttıran önemli delillerden biridir.


9- Münafık, kafirlere Allah'sızlara (haşa) karşı mücadelede Müslümanı daha tecrübeli, daha güçlü, daha uyanık, saflarını daha güçlü hale getirir. Kafirlere ve Allah'sızlara (haşa) karşı mücadelede zaafları giderir, açık noktaları kapattırır. Münafıklar topyekün ilmi mücadelede başarının yollarını gösterir. Münafıkda meydana gelen tecrübe, disiplin, savunma refleksi kafirlere ve Allah'sızlara (haşa) uygulandığında daha etkili ilmi ve akli, olumlu neticeler meydana getirir


10 - Düşmanı olmayan müslüman bitkinleşir, gücü zayıflar. Ancak düşmanı olan Müslümanın gücü artar, aklına ve ruhuna cila etkisi yapar. Ruhi ve bedeni sihhat, azim ve heyecan meydana getirir.


11- Münafıklar genellikle Müslümanların çevresinde gezinirler. Leş kargası gibi dolaşırlar. Hem korkaktırlar. Hem de bir şey kapıp kaçırmak için tetikte beklerler. Ancak kaptıkları şeyler genelinde pis olan şeylerdir. Bu da Müslümanlara sağlık getirir.


12- Allah münafıkları horlayıp aşağıladıkça, onurlarını beş paralık ettikçe Müslümanların kalplerinde neşe ve sükun meydana gelir.


13- Münafık kafirden Allah'sızdan (haşa) daha aşağıdır. Çünkü kafir ve Allah'sız (haşa) inkarcı olduğunu açıkça söyler. Müslümana kendini tanıtır. Müslüman da ona göre temkinli ve dikkatli davranır. Fakat Münafık sinsi ve kahpedir. Kendini belli etmez. Müslümanın bünyesi içinde olur. Sonra aniden kafirlerin safhına geçip Müslümanların bünyesindeki bilgiyi değerlendirerek, kafirlerle işbirliği yaparak Müslümanlara zarar vermeye çalışır. Fakat kaderde her tuzak bozulmuş olarak yaratıldığı için münafığın her oyunu, her hilesi başına geçer. Ve her seferinde rezil olur. Münafık Müslümanların içinden geldiği için, kendini strateji yönünden, imkan yönünden, mücadele bilgisi yönünden avantajlı olarak görür ve o bilgi ile kafirlerden çok daha iyi mücadele edeceğini, etkili zarar vereceğini düşünür. Münafığın hesap edemediği tek bir şey vardır. Kendini de Müslümanları da yaratanın Allah olduğunu bilmez. Ve bu sebeple anlayamadığı ve hayret ettiği bir şekilde sürekli ezilir, rezil rüsva olur. Onu kendi akılsızlığına, tecrübesizliğine verir. Yeni yeni ataklar yapar, yine rezil rüsva olur. Yine yeni ataklar yapar, yine rezil rüsva olur. Münafığın yoğun aptallığı onu sürekli bu belaların içine çeker ve ezilmeye çeker.


14- Münafık kafirden daha da akılsızdır. Abartılı bir ahmaklık vardır. Onun için münafığın hilesi kafirden daha ahmakça va daha aptal olur.


15- Münafıklar Müslümanlara yanaşmak için öncelikli olarak bir kaç kelime Allah'ı anar sonra çirkin eylemlerine başlarlar. Münafıklar normalde hiç Allah'tan bahsetmezler ama işlerine gelince Allah'ın adını kullanarak Müslümanlara yanaşmaya çalışırlar. Din ile hiç alakaları olmadığı halde, insanları sahtekarca Allah'ın adıyla kandırmaya çalışırlar.


16- Münafık, Müslümanı öldürme ile yaralamayla, baskınla, hapisle, tutuklamayla, sürgünle yıldıracağını sanır. Bu tip imtihan vesileleri ile Müslümanların imanından, davalarından döneceğini sanır. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:


Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)


17- Münafıklar, Müslümanları kalabalık ile yıldırmaya çalışırlar. "Büyük kalabalıklar size karşı toplandı. Size karşı örgütlü, kararlı bir mücadele var. Sizi dağıtmak yok etmek gücünüzü kırmak, birbirinize olan bağlılığınızı ortadan kaldırmak için insanlar size karşı kalabalıklar halinde toplandı." şeklinde Müslümanları güya tehdit edip korkutmaya çalışırlar. Oysa ki bu, gerçek Müslümanların şevkini, heyecanını, mücadele azmini artırır, imanlarını coşturur, birbirlerine kenetler, Allah'a bağlılıklarında şiddetli coşku meydana getirir. Bütün ibadetler gibi değerli güzel bir ibadettir.


Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)


18- Münafık müminin ününü ve şanını artırır. Sürekli gündemde olmasını, tanınmasını ve güç kazanmasını sağlar. Müminlerde, hayranlık, sevgi ve muhabbet oluşmasını sağlar.


Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi? (İnşirah Suresi, 4)
Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa... (Ahzap Suresi, 60).

 


19- Münafık herşeyin Allah tarafından kaderde yaratılmış olduğunu bilmez. Herşeyi kendisi yarattığını düşündüğü, an be an kendisi yaptığını zannettiği için, kurduğu tuzak ve oyunların da Allah tarafından yaratıldığını düşünmez. Halbuki kurduğu tuzak da o tuzağın bozulması da Allah tarafından kaderde yaratılmıştır. İki parçalı olarak yaratılır. Tuzak ve bozulmuş hali. Münafık bunu bilmez. Kendi yaptığını zanederek çok başarılı olacağını zanneder, tuzak başına geçer ve her seferinde kurduğu tuzak bozulur. Münafıkların üslupları, yazıları ve konuşmaları dikkatli incelenirse, kaderden ve Allah'ın gücünden bihaber oldukları, herşeyi yapanın kendileri olduğunu zannettikleri (Allah'ı tenzih ederim) hemen anlaşılır.


Yoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) 'o inkâr edenler hileli-düzene düşecek olanlardır. (Tur Suresi, 42)


20- Münafıklar müslüman topluluğunun çeşitli yöntemlerle dağıtılabileceğine inanırlar. Müslümanların Allah'ın korumasında olduklarına inanmadıkları için bunun çok basit ve kolay bir işlem olduğunu düşünürler. Müslümanların maddi yönünü herhangi bir şekilde sekteye uğratınca veya Müslümanlar hakkında haber yayınca ya da güç gösterisi ile kolayca netice alacaklarını zannederler. Halbuki Allah mümin topluluğunu kaderde yıkılmaz, sarsılmaz ve galip olarak yaratmıştır.


Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar. (Münafikun Suresi, 7)


Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır... (Nisa Suresi, 142)


21- Münafık dinin hükümlerinden uzaklaşamak, dini daha az yaşamak için dine dayandırarak deliller oluşturmaya çalışır.


22- Münafık gerçek anlamda Kuran-i tebliğ yapamaz. Etrafındaki değer münafıKlara "bizde müslümanız" mesajı vermek için usulen tebliğ yapar. Daha doğrusu kendini tebliğ yapar gibi gösterir.


23- Yaptığı münafıkane tebliğlerde de yine kendi durumunu kurtarmaya çalışan bir kirli gayret içindedir. Bu yaptığı tebliğlerle münafıklığını meşrulaştırmaya çalışır.


24- Münafık samimi müslümanlardan nefret eder ve çok çekinir. Sürekli kendisi gibi sahtekar yandaş arar. Bir araya geldiklerinde fitne fesat, müslümanların aleyhinde neler yapılabilir gibi konularda kirli strateji tesbitleri yaparlar.


25- Münafıkların önemli bir özelliği münafık ayetlerini topluca bir arada okuyamazlar ve çok açık olduğu için yorumlayamazlar. Münafıkları en rahatsız eden münafıklarla ilgili ayetlerdir. Bu ayetleri okusalarda anlamazlıktan gelip geçiştirmeye çalışırlar.


26- Münafıklar müslümanlara alternatif olması için zoraki istemeyerek toplantılar yaparlar. Zoraki istemeyerek Allah’ı anarlar. (HAŞA) Fakat gene de kendi çıkarlarına uygun dinden biraz daha uzaklaşacak, dinin hükümlerini biraz daha uygulamayacakları konuları araştırırlar. Bunları kendi aralarında konuşurlar. Müslümanların başarılarını dünya çapındaki etkilerini, gözle görülür başarılını, ataklarını her duyduklarında onları ızdırap içinde bırakır. Kendileri ile kıyasladıkça aradaki muazzam hizmet farkını görüp bir yerde dünya çapında bir başarı, diğer tarafta şeytan alemi çapında fitne fesat olduğunu için için bilirler. Müslümanların başarılarını dünya çapındaki etkilerini önemsizmiş gibi göstermeye çalışırlar ama mucize tarzındaki dev başarıları örtbas etmeleri, görünmesini engellemeleri mümkün olmadığı için bu konulara girmemeye çalışırlar. Bir münafık biz şimdiye kadar ne başardık, kimin imanının kurtulmasına vesile olduk? Müslümanların başarısının kaçta kaçını yapabildik şeklinde kendi kendisine soru soramaz. Münafık sırtını genellikle kafire, ateiste, dinsizlere, müslümanlara karşı gruplara dayar. O yüzden muazzam bir güç gibi görünür. Bu köpeğin evden kaçıp ormandaki vahşi köpeklerin arasına karışması gibi birşeydir. Onların arasına karışınca daha önce kendine bakan, besleyen kişilere karşı kuduz mikrobunun ve açlığın etkisiyle saldırır. Ama bu sadece havlama ve hırlama tarzında seslerden ibaret kalır. Bir hoşt sözünde bile paniğe kapılıp ormanın derinliklerine doğru kaçarlar.


27- Münafıklar, Müslümanların birarada olmalarını istemez, buna karşı mücadele ederler. Müslümanların birlikte olmalarını engellemek için mantıklar geliştirirler. Ama Müslümanların, Allahsızlarla, müşriklerle, inkar edenlerle birlikte olmalarını isterler. Dinsiz, ateist ya da müşrik olmaları onlar için hiç fark etmez. Müşrikleri, kafirleri dost edinebilmek için yollar arar, bunun için mantıklar geliştirirler. Halbuki Kuran’da, müminlerin birbirleriyle, yani samimi inananlarla dost olmaları, birbirlerini veli edinmeleri vardır. Ama münafık bunun tam tersini savunur. Ateist, müşrik, inkar eden, hepsiyle dost ve sırdaş olur. İçten içe onlardan nefret eder ama, Müslümanlara zarar verme konusunda onlarla ittifak olur. Dilini eğip bükerek, kendince gerekçeler bularak ateistlerle, kafirlerle muhabbeti pekiştirmeye çalışır. Halbuki Müslüman gerçek anlamda sadece müminlere güvenir. Kafirlere karşı da ilmi ve fikri bir mücadele içindedir. Onların doğru yola kavuşmaları için mücadele eder.


Kuran’da münafıklardan söz edilen ayetler:


Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. Bundan dolayı, kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 173-174)


Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler. (Maide Suresi, 11)
Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir. (Tevbe Suresi, 47)


'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlamıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi, 8)


Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis) iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (Mücadele Suresi, 10)


Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i İmran Suresi, 119)
Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı hızla oraya yönelip koşarlardı. (Tevbe Suresi, 56-57)


Zarar vermek inkârı (pekiştirmek) mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir. (Tevbe Suresi, 107)


Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi? (Nur Suresi, 11-12)


Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi, 120)


Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)


Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler. (Bakara Suresi, 11-12)


Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında  (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz. İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı... Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı. Oysa andolsun, daha önce 'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi; Allah'a verilen söz (ahid) ise, (ağır bir) sorumluluktur. (Ahzab Suresi, 10-15)


Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr Suresi, 14)


Andolsun, daha önce onlar fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı. (Tevbe Suresi, 48)


Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)


Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? (Muhammed Suresi, 29)


İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. (Muhammed Suresi, 28)


Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın. (Nisa Suresi, 145)


Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azab vardır. (Nisa Suresi, 138)
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman onlardan bir grup karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" "Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar. (Furkan Suresi, 7-9)


… Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar. (Araf Suresi, 30)


Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)


Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar. (Münafıkun Suresi, 3)


Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa, size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir. (Mümtehine Suresi, 2)


Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır. (Bakara Suresi, 27)


Müminler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: 'Bu, Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir.' Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. (Ahzap Suresi, 22)


Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar... (Bakara Suresi, 27)


Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün... (Maide Suresi, 80)


Yoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir? (Tur Suresi, 32)


Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz. (Zariyat Suresi, 8)


Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?.. (Nisa Suresi, 54)


... Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir. (Zuhruf Suresi, 58)


Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar... (Tevbe Suresi, 67)


De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?" "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." (Kehf Suresi, 103-104)


Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar." (Münafıkun Suresi, 8)